Erzurum Kültürü ve Şehir Portalı
 Rehber    Gez-Gör    Etkinlik    Yaşam    Sinema    Sağlık    Erpazar    Forum  
           
 
Kastamonu'nun Tarihi Tarih : 19.01.2009 12:44:28
Okunma Sayısı : 11931
Cevap Sayısı : 8



Kastamonu’nun bilinen tarihi, Hitit İmparatorluğu ile başlar. Hititlerden sonra Frigya ve Lidya Krallıklarının egemen olduğu bu topraklar M.Ö.4.yy’da Perslerin eline geçmiştir. M.Ö.4,yy’da Büyük İskender Anadolu Ile birlikte Kastamonu topraklarını da Makedonya’ya katmıştır.



İskender’den sonra yöreyi ele geçiren Pontus Krallığı M.Ö.1,yy’da Romalılar tarafından ortadan kaldırılmıştır. Uzun yıllar Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan Kastamonu M.S.395 yılında İmparatorluğun bölünmesiyle bütün Anadolu gibi Bizans İmparatorluğuna katılmıştır.



Prehistorik çağlardan sonra havalinin (Paflagonya’nın) bilinen Sümerlerin en eski bir kolu olan Gaslar (Gaşka Türkleri)’dır. M.Ö.2000-1300 yılları arasında hüküm süren Gaslar (Gaşkalar) devamlı olarak Mısırlılar, Suriyeliler ve Kaldelilerle siyasi, ticari ve kültürel münasebetlerde bulunmuşlar, Hititlerle de bazen savaşmış bazen dost olmuşlardır. Gaslar sert karakterli, cengaver kişiler olarak bilinmektedir.



Bugün Kastamonu ve çevresindeki illeri de içine alan ve Romalılar devrinde adına Paflagonya (Pophlaginia) denilen Gasların kurduğu şehirlerden bir tanesi de „Timonion veya Tumanna“ dır. Bazı yazarlar Kastamonu adının menşei konusunda; bu kelimenin Gas kelimesi Ile „Timoni“ veya „Tumanna“ kelimesinin (Gas ülkesi anlamında) birleşmesinden meydana geldiği görüşünü ileri sürmüşlerdir ki en akla yakın ihtimal budur. Fonotik yönden de bugünkü Kastamonu’ya yaklaşmaktadır.



İkinci bir görüşe göre Romalılar devrinde Taşköprü’nün eyalet merkezi olduğu zamanlar Kastamonu küçük bir kasaba olup, Bizans devrinde ve özellikle Kommenler soyu zamanında gelişmeye başlamıştır. Bu soy zamanında buraya bir kale yapılmış ve Kommenlerin kalesi anlamında “Kastra Kommen” denilmiştir. Bu kelimenin zamanla “Kastamonu” şekline dönüştüğünü ileri sürenler olmuşsa da bunu belirleyen herhangi bir vesika mevcut değildir.



Kastamonu’nun ilk defa Türklerin eline geçmesi Danişmentliler zamanında Ahmet Gazinin Oğlu Gümüş tekin devrinde “1105 yılında” gerçekleşmiştir. 100 yıla yakın bir zaman Danişment idaresinde kalan şehir ve çevresi 15 yıl süre ile tekrar Bizanslılara geçmiş, 1213 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın emriyle Selçuklu kumandanı Hüsamettin Çobanbey tarafından zapdedilmiştir.



Moğollar tarafından bölgenin ikinci kez zaptına memur edilen Şemsettin Yaman Candar kumandasındaki ordu 1292 yılında Kastamonu’ya giderek Muzafferettin Yavlak Arslan birliğini bozguna uğratmış kendiside öldürülmüştür. Muzafferettin Yavlak Arslanın oğlu Mahmutbey, babasının intikamını almak için mücadeleye girmiş ve Şemsettin Yaman Candar’ı buradan batıya sürmeyi başarmıştır. Şemsettin Yaman Candar’ın ölümünden sonra Süleyman Paşa tarafından 1309 yılında Kastamonu yeniden zapdedilmiş, toprakları genişletilerek “Candaroğulları Beyliği”ni kurmuş ve Çobanlar hakimiyetine son vermiştir.

İsfendiyarbey'den sonra “İsfendiyaroğulları” adını da alan Kastamonu beyliği 1460 yılında Osmanlı İdaresine girinceye kadar önemli bir ilim ve kültür merkezi olmuş, bir çok ilim adamı yetiştirmiş, Osmanlılar zamanında da bu özelliğini devam ettirmiştir. Kastamonu, Fatih Sultan Mehmet’in 1460 yılında Sinop’la birlikte bu şehri alarak Candaroğulları beyliğini ortadan kaldırmasından sonra Osmanlı devletine katılmıştır. Kastamonu Milli Mücadele sırasında lojistik destek açısından en güvenilir bölge olması nedeniyle büyük yarar sağlamıştır. Özellikle Ankara’ya İnebolu-Kastamonu yoluyla yiyecek, giyecek, para, cephane ve silah nakli yapılmıştır.



Cumhuriyetin ilanından sonra, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “23-31 Ağustos 1925” tarihleri arasında Kastamonu’da yaptığı Kıyafet ve Şapka İnkılabı, Cumhuriyet döneminin önemli olayı olarak tarih sayfalarına geçmiştir.Bu süre “Kültür, tarih ve sanat haftası” ismini almıştır.





ecem düzenledi. 19.01.2009 13:30:52

Mesaj Görüntüsü - Erzurum ecem, 1 yıl önce ekledi (19 Ocak 2009 Pazartesi günü saat 12:44:28 de)


ecem
Erzurumlu
Erzurumlu


Şuan sitede değil

Katılım : 3526

Teşekkür : 10170

Kastamonu Kalesi
Kentin görkemli anıtlarından olan Kalenin ilk kez Bizans döneminde yapıldığı düşünülmektedir. Sağlam olan iç kalenin temel kısmı Bizans, üst bölüm Candaroğulları dönemine aittir.





Ev Kaya Mezarı
İl merkezinin güneyinde bulunan bu kaya mezarları M.Ö. 7. yüzyıl başlarına tarihlenmektedir.





Ağlı Mağrası
Kalenin bulunduğu kayalarda bulunan, Paflagonyalılar ve Bizanslılar tarafından yerleşim yeri,mezar odası olarak kullanılan mağaralardan görünüm.

Haç
M.Ö. 100-700 yılları arasında paflagonyalılar, daha sonraları Bizanslılar tarafından yerleşim ve korunma alanı olarak kullanılan Kalenin kuzey tarafında kaya kütlesinin orta kısmında aşağıdan yüksekliği 15m bir mağara daha vardır ve halk dilinde berber odası olarak adlandırılmakta olup burasının kilise olması muhtemeldir. Mağaranın içinde kaya oyularak oturma yeri yapılmış dış tarafında ki duvarlarda ise haç işaretleri yine kaya oyularak yapılmıştır. Ayrıca buraya ulaşmak için kalenin üstünden itibaren kayalar kesilerek patika yol yapılmış olup bu gün kullanılamaz durumdadır.

Sipahiler Kaya Mezarı
Sipahiler mahallesi Dere sokak sınırları içinde yol kenarından yaklaşık 150m içerde ağaçlarla kaplı bir tepede bulunmaktadır.

Kalekapı Kaya Mezarı
Taşköprü'ye 17 Km. mesafede, Donalar köyünde bulunan müstakil ve yüksek bir kaya üzerine oyulmuştur. Alınlğında kartal, arslan, boğa ve öküz kabartmaları bulunmaktadır. M.Ö. 7. Yy'da paflagonyalılar tarafından yapıldığı zannedilmektedir.





Doğanlar Kalesi
M.Ö. 1100-700'lü yıllarda yapıldığı tahmin edilen birbirine birleşik üç kaleden oluşan resimde görüldüşü üzere 120 basamaklı gözetleme kulesi olarak kullanılan bölümün batısında iki kale varlığı ile birlikte günümüze kadar ulaşmış ancak bakımsız ve ilgisizlik nedeniyle harabe şeklinde durmaktadır. Eski ismiyle Doğdular Kalesi olarak bilinen harika yapının günümüz turizmine kazandırılması için çevre yollarının etrafında bulunan kürüzlüklerin temizlenmesi ile ziyarete açılmayı beklemektedir.

Zımbıllı Tepe Höyüğü (Pompeipolis)
Taşköprü ilçe merkezi yakınındaki bulunan bu antik kent M.Ö. 64 yılında Romalılar tarafından Paphlagonia eyaletinin merkezi olarak kurulmuştur. Yapılan arkeolojik kazılarda birçok eser ve mozaikler ortaya çıkarılmıştır.





Urgancı Kaya Mezarı
Urgancı Köyü'nün yukarısındadır. Geriden bakıldığı zaman giriş yerinde vaktiyle iki sütun bulunduğu anlaşılmaktadır.

Aygır Kalesi Kaya Mezarı
Ağcıkişi Mahallesinin batı kısmında Aygır Kayası denilen kayalara oyulmuştur. M.Ö. 6 yy'da yapıldığı sanılmaktadır.
Bademci Kaya Mezarı
Bademci Köyü'nün üst tarafında uzanan kayalara yerden 30 Mt. yükseklikte oyulmuştur.

Hobu Kayası Mezarı
Bu mezar Taşköprü'nün Kuzey doğusunda, Çaycevher Köyündedir.

Tarihi Tümülüsler
Taşköprü'nün 13 değişik yerinde 70 civarında tümülüs tespit edilmiştir. Bu tümülüsler içlerinde eski çağlara ait tarihi kalıntılar barındırmakta ve kazı çalışmaları ile gün ışığına çıkarılmayı beklemektedir.
Pompeiopolis Nekrepolü
Romalılar çağında, Taşköprü'nün Paflagonya eyalet merkezi zamanına ait kaya mezarları, köydere mevkiinde olan Hobu Kayası ve diğer kayalarda toplanmış bulunmaktadır.

Kızlar Kalesi
Taşköprü'nün doğusunda tabii bir kayanın üzerindedir. Sur ve burçları moloz taşı,tuğla ve harçla yapılmıştır. Romalılar zamanında yapıldığı sanılmaktadır.

Mazhar Oluğu Kalesi
Alisaray Köyü yakınında tabii bir tepe üzerine yapılmıştır. Şu an yıkılmış bir vaziyettedir. Güneyinde yerin altına doğru bir yol olduğu söylenmekte ise de; yol bu gün kapanmış durumdadır.

Donalar Köyü Kaya Tüneli
Donalar Köyündeki Kale Kapı Kayalarına oyulmuştur. Bu kayanın tam tepesinde bulunan tünelin girişi at nalı şeklindedir. Tünelin eni 2,2 Mt., boyu 2 Mt. dir. 50 derecelik bir eğimle kayanın içine doğru gitmektedir. İkinci tünel bu kayanın doğusunda olup içi dolmuştur. Üçüncü tünelde bu büyük kayanın karşısındaki kayalara oyulmuştur.

Kılıç Kaya Tüneli
Kornapa Köyü'nün kuzeyinde bulunan dağın üzerindedir. Ağız tarafı at nalı şeklindedir. Tünel, 45 derecelik meyille kıvrımlar yaparak yerin altına doğru gitmektedir.

İsmail Bey Hanı ( Kurşunlu Hanı )
İl merkezinde, Nasrullah Meydanı'nın batısında, Aktarlar Çarşısın'nda bulunmaktadır. Candaroğlu İsmail Bey tarafından 1460 yılında yaptırılmıştır. Dış cephesi moloz taş duvar, iç kısmı kesme taşdır. Kuzey ve güney cephelerinde birer girişi vardır. Kare planlı zemin katta, avlu etrafındaki 14 oda, ilk yapılışında ahır olarak kullanılan bölümlerdir. Üst katta, sivri kemerli revaklı koridorda ise 29 oda yer almaktadır.


Aşı Efendi Hanı
Nasrullah Meydanı'nın batı tarafında kalmaktadır. Kitabesinden ve vakıf kayıtlarından; Reis-ül Küttap Hacı Mustafa Efendi tarafından yapımına başlanıldğı ve oğlu Aşir Efendi tarafından 1748 yılında tamamlandığı anlaşılmaktadır.
Nasrullah Camiine, her yıl mevlüt okutulmak kaydıyla vakfedilmiştir. Zemin katta, geniş, avlunun etrafındaki odalar ahır olarak yapılmıştır. Doğu cephesindeki esas giriş yerinin sağ ve solundaki taş merdivenler üst kata çıkış vermektedir. Dört cephe revaklı koridorun arkasında 29 oda sıralanmaktadır. Her odada ocak ve bacası mevcuttur.1961 yılında, dernek kanalıyla kuzey ve doğu cepheleri açılarak, dışa yönelik dükkanlar meydana getirilmiştir.
Yanık Han
1730 yılında, Yanıkoğlu Hacı İsmail Ağa tarafından ticaret hanı olarak yaptırılmıştır. Dıştan moloz taşından harçla inşa edilmiştir. Girişten itibaren genişleyen üçgene yakın bir yapısı vardır. Plan ve özellikleri bakımından bölgenin nadir yapılarından biridir.

Cem Sultan Hanı (Karanlık Han)
Fatih Sultan Mehmet'in oğlu Cem Sultan'ın 1469 yılında Kastamonu'da Sancak Beyi olduğuna ve bu görevde 5-6 yıl kaldiği bilindiğine göre bu dönemde (1469-1475) yapılmış olduğu kesindir.


Mesaj Görüntüsü - Erzurum ecem, 1 yıl önce ekledi (19 Ocak 2009 Pazartesi günü saat 12:50:01 de)


ecem
Erzurumlu
Erzurumlu


Şuan sitede değil

Katılım : 3526

Teşekkür : 10170

Kastamonu Doğal Güzellikleri

Ilgarini Mağara
Pınarbaşı ilçemizde bulanan Dünyanın 4. Büyüklükteki mağarası olan Ilgarini Mağarası bulunmaktadır. Denizden 1250 metre yüksekliktedir. Mağaranın oluşumu 3. ve 4. zamanda 160-220 milyon yılda oluşmuştur. Ilgarini mağarası 858 metre uzunluğu ile dünyanın dördüncü büyük mağarasıdır. Mağaranın derinliği 250 metre dir. Mağara içerisindeki mevcut sarkıt ve dikitler bir milyon yıllıktır.

Mağranın içerisinde kalıntı ve buluntulardan mağaranın hem yerleşim alanı, hemde dini mekan olarak kullanıldığını, yapı tekniği, malzeme özelliği ve yapı şekilleriyle genç Roma ve erken Bizans devrine ait olduğu söylenebilir. Mağara içine girildiğinde hemen giriş bölümündeki yapı kalıntılarından bu kısmın iskan yeri olarak kullanıldığı mağaranın girişten itibaren iki kola ayrıldığı görülmekte bir bölünde sarkıt ve dikitler bulunmaktadır.

Diğer bölümde ise eğilimi 30 bir yoldan zigzag çizilerek kenarları kuru taş duvarlarla üçgen şeklinde örülmüş istinad duvarları ile çevrili 1 metre genişliğindeki 33 kavisten oluşan yolla yaklaşık 100 metre gidilerek ikinci bir düzlük alana inilmektedir.

Bu düzlüğün sonunda istikametleri doğu-batı doğrultusunda uzanan kaya içinde iki katlı olarak oyulmuş ve içerleri sıvanmış, mağara zemininden sonra çatma dam şeklinde ardıç ağaçlarından yapılmış kat ile içindeki ardıç ağacından yapılmış lahitler bulunmaktadır. Ancak lahitler açılarak dağıtılmış ve etrafta iskelet parçaları görülmektedir. Yine bu alanda mezarların önündeki düz alanda yonca planlı bir klise şapeli bulunmaktadır. Doğu girişi yıkılmıştır. Duvarları 2,5 metre yüksekliğinde olup çamur harçla örülmüştür. Mağaranın normal olarak gidilebilen uzunluğu yaklaşık 250 metre 'dir. Mağara bu özellikleriyle yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır.









Pınarbaşı Varla Kanyonu
Pınarbaşı İlçesi Muratbaşı Köyü sınırları içerisinde bulunmaktadır. Kanyonun ilçeye uzaklığı 26km'dir. Muratbaşı Valla Mahallesine kadar stabilize yoldur. Kanyona kadar olan 1.5Km'lik kısmı ise orman içi patika yoldur.

Pınarbaşı ilçesine bağlı Muratbaşı köyündeki Valla Kanyonu Devrekani Çayı ile Kanlıçay'ın birleştiği bölgeden başlamakta olup, Cide ilçesi istikametinde 12 km uzunluğunda yan duvar kayaların yüksekliği yer yer 800-1300 metreye ulaşan ve girişi son derece zor olan ve Muratbaşı Köyü Valla Mahallesinin altından orman içi 1.5km'lik yolculuktan sonra bu iki çayın birleştiği yerden seyredilebilmektedir.

Bu kanyonda sarp kayalıklar ve bu kayalıklarda kartal, akbaba, atmaca, doğan ve diğer tüm yabani av hayvanlarını bünyesinde barındırmaktadır.

Valla Kanyonu 1994 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinden gelen 4 öğrencinin burada kaybolup, 14 gün sonra Cide ilçesinden çıkmaları ve burasını Vahşi Cennet olarak tanımlamaları ile basında yer alıp, doğa severlerin ziyaret yeri haline gelmiştir. Kanyonun techizatsız geçilmesi mümkün değildir.










Şehriban Kanyonu
İlk kez 1997 senesinin Mayıs ayın Atlas ekibi tarafından geçilebilen Şeriban Kanyonu hala gizemini korumakta, dik yamaçlarının bazı yerlerde biribirine 1 metre yaklaşmaktadır. Atlas ekibi bu zorlu kanyonu geçen ilk ekip ünvanını almışlardır.






Çatak Kanyonu
Çatak Kanyonu; Bir doğa harikası olan Kanyon, ilçe merkezine 6 km. uzaklıkta olup, yerden yüksekliği yaklaşık 1000-1500 metre arasındadır. Uzunluğu ise 7 km. civarındadır.

Kanyon, Çatak köprüsünün 1-2 Km aşağısında başlayıp Tüsköy 'e kadar kesintisiz devam etmektedir, burada bir açıklık mevcuttur. Tüsköy 'den kanyon tekrardan başlayıp İnönüne kadar kesintisiz devam etmektedir.

İçerisinde tabiattan harika görüntüler saklamaktadır. Geçilmesi çok zor olmamakla birlikte teçhizatsız denenmemelidir.





Horma Kanyonu (Anbar Gölü)
Zarı çayı üzerinde olup, suyun taştaki kireçleri aşındırması ile oluşan derin kazanlar şeklinde çukurlar mevcuttur. Eski dönemlerde yaşayan insanların kayaları oyarak su kanalı açıp, bu kanaldan un su ile çalışan un değirmenine su akıtmaları yine ayrı bir dikkat çekmektedir.









Ilıca Şelalesi
Pınarbaşı Ilıca Köyü sınarları içersinde bulunup, 12 km uzaklıktadır. Ilıca Köyünden itibaren patika yoldan yaya yırım saat sürmektedir. Su yaklaşık 10 metre yüksekten dökülmekte ve bu suyun döküldüğü yerde doğal olarak bir havuz oluşmuştur. Bu şelalenin en önemli özelliği de oluşan bu havuzun etrafının çok sayıda ağaç ve bitki örtüsü ile çevrili olmasıdır.

Yine Şelalenin üst kısmından gidildiğinde yıllardır akan su ile kayaların aşınması sonucu kayalarda oluşan çukurluklar ve oymalara ayrı güzellik katmaktadır.Yine aynı köy içerisinde Bizanslılardan kalma bir hamam mevcuttur. Hamam yontma taştan yapılmış kubbe şeklinde 2 metre genişliğinde 3.5metre uzunluğunda 1.80 metre yüksekliğinde'dir.

Hamamın yaz ve kış su ısısı 23 C'dir. Yine hamamın yan duvarlarında insanların yıkanmaları için sabunluklar ve oymalar mevcuttur.






ecem düzenledi. 19.01.2009 12:59:08

Mesaj Görüntüsü - Erzurum ecem, 1 yıl önce ekledi (19 Ocak 2009 Pazartesi günü saat 12:52:40 de)


ecem
Erzurumlu
Erzurumlu


Şuan sitede değil

Katılım : 3526

Teşekkür : 10170

Ilgaz Kayak Merkezi
Kastamonu Çankırı arasında yer alan Ilgaz Dağları Kuzeydoğu'dan Güneybatı'ya doğru uzanan ve temelini paleozonik dönem kayalarının oluşturduğu bir dağ sırası. Yapısında bulunan serpantinler, şistler ve volkanik kayaçlarla dikkat çeken Ilgaz Dağları, Orta Anadolu ile Kuzey Anadolu arasında bir köprü oluşturuyor. En yüksek tepesi olan Hacet Tepesi 2587 metre, Küçük Hacet Tepesi ise 2313 metre.

Bölgede Karaçami Sarıçam, Göknar ve Kayın ormanlarından oluşan alanın 1088 hektarlık kısmı 1976'da Milli Park ilan edilmiş. Milli Park büyün yıl akışlı akarsuları ile zengin bir bitki örtüsü içeriyor. Ilgaz'dan akan küçük dereler birleşerek Kuzeyde Ilgaz Çayı ve Aras Çayı adını alıyor. Ormanlık alanlarda karaca, geyik, tavşan, yaban domuzu, ayı, tilki gibi pek çok yaban hayvanı içinde önemli bir yaşam oluşturuyor. Kayak sporunu sevenlerin yanısıra Ilgaz Dağı, doğasıyla ziyaretçilerine dört mevsim ayrı güzellikler sunuyor.

Giriş yazısına şöyle bir göz atıldığında o güzelim Ilgaz Dağları'nın coğrafi özelliklerini anlatan bu satırlar ne kadar da kuru, yavan ve tatsız kalıyor. Oysa ilkokul sıralarında mırıldanmaya başladığımız o şarkıdaki yalçın kayalıklı Ilgaz Dağı göklere yükselen başıyla nasıl da yüce, nasılda alımlıdır gözümüzde. Bazen güzellikler sözcüklere döküldüğünde ifade zorluğu çekilir ya, Ilgaz dağlarını anlatmak içinde uygun kelimeler gerçekten güç. Çünkü, anlatılacak o kadar çok şey var ki en iyisi baştan başlamak...

Kar sever misiniz? O bembeyaz aydınlığı, o buz gibi serin ama mis gibi tertemiz havayı kim sevmez. O zaman Ilgaz Dağı doğru adres.





Ilgaz Milli Parkı
Orta Anadolu'dan Kuzey Anadolu'ya geçiş kuşağında yükselen Ilgaz Dağı yöresinin arazi yapısı genellikle serpantiler, şiştler ve volkanik kayaçlardan meydana gelmiştir.

Saha değişik karakterlerde vadiler, sırtlar ve doruklardan meydana gelmiştir. Ayrıca üst değerde peyzaj özellikleri sunan jeoformolojik bir yapıya sahiptir.Ilgaz Dağının eteklerinden doruklarına doğru gelişen karaçam, kızılçam, köknar hakim ağaç türlerinden meydana gelen bitki örtüsü, Zengin ormanaltı topluluğu ile desteklenmektedir.

Bol ve bütün yıl akışlı akarsuları ile zengin bitki örtüsünün oluşturduğu şartlar karaca, geyik, yaban domuzu, kurt, ayı, tilki gibi, yaban hayatı türlerine uygun yaşama ortamı sağlamaktadır.

Ayrıca dünyada nadir bulunan bitki çiçek türlerinden (enbitik) sayılı olanlarını görmek mümkün olabilmektedir. Milli parkın diğer önemli bir kaynağı da kış sporları imkanıdır. Ilgaz Dağının bu doğal ve rekreasyon kaynakları milli parkın ana kaynak değerlerini oluşturmaktadır.





Küre Dağları Milli Parkı
Batı Karadeniz Bölümünde Kastamonu ve Bartın İlleri sınırlarında 37.000 hektarlık bir alanı kapsamaktadır.

Küre Dağları Milli Parkı Batı Karadeniz Bölümünün Küre Dağları üzerinde en zengin flora ve faunaya sahip yörelerinden biridir. Bölgenin kullanımına açılmamış bakir yerlerinden biridir. Alanın büyük bölümü Kastamonu İli sınırları içinde kalmaktadır.

Milli park çevresinde idare olarak Azdavay, Pınarbaşı, Ulus, Bartın, Kurucaşile, Amasra ve Cide bulunmaktadır. Parkta yaşayan hayvanlar arasında geyik, karaca, ayı, kurt, tilki, çakal, tavşan, yaban domuzu, ötücü kuşlar ve yırtıcı kuşlar ile sürüngenler bulunmaktadır.









Plajlar
Kastamonu deniz turizmi açısından da zengin bir il dir. Bu gaye ile kullanılabilecek bir çok plaj bulunmaktadır.

Cide Gideros Koyu
Kastamonu'nun en güzel koylarından biri olan Gideros koyu; kestane, meşe, kayın, şimşir ve çam ağaçlarından oluşan yemyeşil bir örtüyle çevrilerek, zümrüt yeşili bir gölü andırıyor.

Cide ile Kurucaşile burunları arasında burnun ardına saklanmış güzellik. Karayolundan pek farkedilemediği için çoğu zaman es geçilen, keşfedildikten sonrada vazgeçilemeyen birçok efsane ve hikayesi olan bir doğa harikası. Bölgezi ziyarete gelenlerin mutlaka görmeleri gereken eşsiz bir güzellik.



İsmi Cenevizliler'den kalma Gideros Koyu, iki balık lokantası ve birkaç evden oluşuyor. Her açıdan manzarası ve seyri güzel doğa cennetini önceden keşfedenler, Ankara'dan İstanbul'dan balık yemek için gelmeyi adet edinmişler. Virajlar, daralan yollar, rampalar, onların gözünde hiç büyümemiş.

Yolu beton, 200 metre meyil ve birkaç virajla kıyıya iniliyor. Araçlar için park yeri var. Küçük plajı ise kumsaldan denize girmeye imkan veriyor. İsteyen tekne tutup, koyun dışına da açılabilir. Hamamı, mağarayı görüp denize girebilir, balık da tutabilir, seyir zevki veren koyda, salata ve balık yiyebilirsiniz.



Cide
Cide ilçesi 11 km. kesintisiz plajı, Gideros, Aydos, Denizkonak, Uğurlu, Çayyaka, Akbayır ve İlyasbey sahilleri ile denize girmeye elverişlidir. Cide İlçesinin Turizm açısından iyi bir potansiyele sahip olduğu açıktır. Gideros koyu, Ilgarini Mağarası, Valla Kanyonu gibi doğa harikalarına sahip, 11 km sahil şeridi ve mavi ile yeşilin dost olduğu özel bir ilçedir. İlçe merkezinde Belediye Plajı, Kadınlar Plajı, Kumluca Yolu Kumsalı, Akbayır Köyü Kumsalı denize girmek için elverişlidir.





Doğanyurt
Doğanyurt'un eşsiz bir doğası olup doğa turizmini sevenler için ideal bir belde. Kumsal ve koyları, hemde bitki örtüsü ile adeta yeşille ve mavi kucaklaşır.Son dönemlerde ortaya çıkarılan mağaralar ve tarihi kalıntılar ise görülmeye değer. Liman İçi Plajı, Kadınlar Plajı Kumsalı denize girmek için elverişli.





İnebolu
İnebolu Güneşin Denizden doğup, yine Denize battığı tek İlçedir. Yaz aylarında Güneş'in Denizden doğuşuna tanık olacak, Karadeniz'in masmavi sularında serinleyecek, güzel bir günün ardından Güneşin Denize batışını ve bu sırada oluşan Yakamozları seyredebilecek, akşam sahil boyunca müzikli çay bahçelerinde eğlenecek yapılabilecek şirin bir İlçedir.

Tarihi İnebolu Evleri, Abeş Tepesi ve Geriş Tepesi Arkeolojik Sit Alanlarını gezebilirsiniz. Boyranaltı Plajı, Gemiciler Köyü Plajı denize girmeye oldukça elverişli.





Abana
Kastamonu'ya 70 km. uzaklıktaki Abana'da konaklama için çeşitli seçenekler mevcuttur. Kamp alanlarından ve konaklama tesislerinden yararlananılabilir. Tatil köyü, pansiyon ve otel tipi tesislerde de uygun fiyatlara kalmak mümkündür.

Son yılların gözde sporu trekking için çok sayıda parkur bulunmaktadır. Özellikle dağ içindeki yürüyüş alanı çok tercih edilmektedir. Denize girmek için en uygun plaj ilişi tarafında paralı giriş olan çocukların girmesi için çok rahat olan bir plaj.

İsterseniz tekneye binip denize açılabilirsiniz.Şemsiye alabilirsiniz sıcaktan yanmamak için. Abana'da denize girmek için en uygun dönem Temmuz ve Ağustos aylarıdır. Temmuz aylarının son haftasında düzenlenen Deniz Şenlikleri 3 gün sürer.

Belediye Halk Plajı, Tatil Köyü Plajı - Kumsalı, Hacı Veli Köyü Kumsalı









Çatalzeytin
Çatalzeytin ilçesi Karadeniz sahilinde yeşil ile mavinin kaynaştığı tüm doğa güzelliklerini bünyesinde barındıran bir yerleşim yeridir. Ginolu Arkeolojik ve Tabii Sit Alanı doğal güzellikler sergilemektedir.Ginolu Kumsalı - Plajı Ayrıca İnebolu, Abana, Doğanyurt, Cide, Çatalzeytin İlçelerinin sahillerinde yat turizmi için uygun koylar bulunmaktadır.





Kastamonu'nun Araç İlçesinde Munay, Fındıklı, Sıragömü,Kirazlı, Başköy Yaylaları; Daday İlçesinde Oluklu Yaylası; Azdavay İlçesinde Suğla yaylası; Küre İlçesinde, Belören yaylası; Tosya İlçesinde Kösem yaylası, Dipsizgöl, Yeşil göl, Sekiler Yaylası bulunmaktadır.

ARAÇ - Dereyayla Bölgesi (Munay, Fındıklı, Başköy, Sıra Gömü, İkiornaz, Kirazlı Yaylaları)
DADAY - Oluklu Yayla Mevkii- Ballıdağ Mevkii
AZADAVAY- Suğla yaylası
KÜRE - Belören Mevkii- Ayrancı Mevkii
TOSYA - Kösen Çayırı Yaylası-Sekiler (Yeşilgöl) Yaylası- Dipsizgöl Yaylası











ecem düzenledi. 19.01.2009 13:12:51

Mesaj Görüntüsü - Erzurum ecem, 1 yıl önce ekledi (19 Ocak 2009 Pazartesi günü saat 13:08:37 de)


ecem
Erzurumlu
Erzurumlu


Şuan sitede değil

Katılım : 3526

Teşekkür : 10170

Arkeoloji Müzesi
Kemalettin Bey tarafından İttihat ve Terakki Cemiyeti Binası olarak yapılan tarihi bina Türk Ocağı, Parti Binası, İkinci İstiklal Mahkemeleri Binası olarak kullanılmıştır. 1925 yılında Atatürk'ün Kastamonu'yu ziyaretinde Şapka ve Kıyafet İnkılabı ile ilgili tarihi nutkunu bu binada yapmıştır.

Müze' de Kastamonu ve çevresinde, buluntu, kazı ve satın alma yoluyla kazandırılan tarih öncesi devirlerden itibaren, Roma, Bizans, Candaroğulları Beyliği ve Osmanlı Dönemine ait arkeolojik eserler kolleksiyonu sergilenmektedir.





Kent Tarihi Müzesi
İlin Tarihi, Kültürü ve çeşitli yayınları ile kıymeti haiz malzemeleri Hükümet Konağı alt katında açılan mekânda sergilenmektedir. Valilikçe düzenlenen merkez Cumhuriyet Bayramının 79.yılı kutlamaları çerçevesinde 29.Ekim.2002 tarihinde açılmıştır.





Mimar Vedat Tek Anı Sanat & Restarasyon Merkezi
Kastamonu Valiliği - Çevre Koruma Vakfı İktisadi İşletmesinin teknik büro ve iş atölyesi olarak faaliyette bulunmaktadır. Geniş alanda Nafia Vekâleti (Bayındırlık Bakanlığı) nin 1936 yılında yapılan taş hangar yapıları, toplantı salonu ve kafeye dönüştürülmüştür. İlçelerde kullanım harici kalan su değirmeni, fırın, ambar, serender, bezirhane gibi yapılar yeniden kurular fonksiyonları verilmiş ve çalışır duruma getirilmiştir. Mimar Vedat TEK anısına teşkil edilen müze bölümünde şahsiyeti tanıtılmaktadır. Ayrıca Kastamonu Valiliğince yayınlanan yayınlar ile restorasyonu tamamlanan konakların maketleri sergilenmektedir.

Halkın dinlenebileceği parkın yanında tenis kortları, sosyal tesisi yer almaktadır.





Liva Paşa Konağı Etnografya Müzesi
1879 - 1881 yıllarında Mirliva Sadık Paşa tarafından özel malikâne olarak yaptırılmıştır. 1978 yılında Kültür Bakanlığınca özel mülkiyetten kamulaştırılmış, onarım ve restorasyonu yapılarak, 1997 yılında hizmete açılmıştır. Haremlikli - selamlıklı iki girişi olan, mahalli mimari özellikleri taşıyan konak bodrum + 3 katlı olup, birinci katında ayrı seksiyonlarda Kastamonu el sanatı ürünleri, ikinci katında Kastamonu Konağı bütün malzemeleri ile açık teşhiri yapılmaktadır.
75. Cumhuriyet Evi
Cumhuriyetin 75. Yılı Kutlama faaliyeti kapsamında Kastamonu Valiliği 75. Yıl Kutlama Komitesince özel mülkiyetten satın alınmış ve aynı komite tarafından bakım ve onarımı yaptırılarak 29 Ekim 1998 günü hizmete açılmıştır.

İlin tanıtım hizmetlerinde kullanılmak üzere Turizm Bakanlığına tahsisi yapılmıştır. Bina içi mahalli malzemeler ile döşenmiş, bağışı yapılan etnografik malzemeler teşhire konulmuştur. İl hakkındaki genel ve turizm kaynaklı yayınlar ile iller turizm yayınlarını ihtiva eden ihtisas kitaplığı teşkil edilmiştir. Ayrıca Atatürk ün Kastamonu Gezisi, Şapka ve Kıyafet İnkılabı' na ait fotoğraflar ile objeler sergilenmektedir.
Minüre Medresesi El Sanatları Çarşısı
Nasrullah Camii'nîn kıble tarafında 1746 yılında Reis-ül Kuttab Hacı Mustafa Efendi tarafın­dan yaptırılan yapı, kesme ve moloz taşlardan inşa edilmiştir.

Uzun yıllar Vakıflar öğrenci Yurdu olarak kul­lanılan bina, 1999 yılında boşaltılması sonucu İl Özel İdare Müdürlüğü'ne tahsis edilmiştir. 25 oda ve odalar önündeki revaklar restore edilerek, Kastamonu Valiliği'nce turizm amaçlı el sanatları çarşısına dönüştürülmüştür. Her odada, mahalli el sanatı ustaları ürünlerini yapmakta ve satışa sunmaktadır.









El Sanatları Tesfir Merkezi
Kastamonu Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğü'nün verdiği 65 milyar ve DPT'nin verdiği 12 milyar ödenekle, 3 Haziran 2000 tarihinde temeli atılmış 12 Mayıs 2001tarihinde hizmete açılmışıtır..Ahşap iþçiliği El Sanatları Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından yapılmıştır.

Kastamonu Valiliği El Sanatları Satış ve Teşhir Merkezi olarak kullanılmaktadır.

Yeni yapılan betonarme bir binada Geleneksel Kastamonu evlerinin canlandırılması açısından yapılan ilk uygulama olması sebebiyle de ayrı bir önemi vardır.







Mesaj Görüntüsü - Erzurum ecem, 1 yıl önce ekledi (19 Ocak 2009 Pazartesi günü saat 13:24:42 de)


ecem
Erzurumlu
Erzurumlu


Şuan sitede değil

Katılım : 3526

Teşekkür : 10170

Kastamonu kastamonu dep dep....

Dikkat daş düşebülür ayı çıkabülür....

Birde soba üstünde kestane pişirip yer o arada birde rakı şişeleri yuvarlarlar (içerler)...

Erkekleri çok güzel oynarlar (köçekler.)

Bunlarlar çok tanıdım ben bu Kastamonuluları...


Ayrıca KASTER uluslar arası bir dernekleri vardır.Yenidoğan KASTER başkanı çok yakın arkadaşım olmaktadır.


AKTURK düzenledi. 19.01.2009 13:27:04

Mesaj Görüntüsü - Erzurum AKTURK, 1 yıl önce ekledi (19 Ocak 2009 Pazartesi günü saat 13:25:40 de)
Kimliğim

Gurbette ağıt yakıpda söyleyen
Dermansız derdine merhem bekleyen
Köyden uzakta derde dert ekleyen
Erzurumlu bir garip kulum işte

Emin Aktürk


AKTURK
Kıdemli Dadaş
Kıdemli Dadaş


Şuan sitede değil

Katılım : 2090

Teşekkür : 11029

Kastamonu yiyecek-içecek hususunda zengin bir mutfağa sahiptir. Bu zenginliğin başlıca sebebi; bitki örtüsündeki çeşitli ve tabiata dayalı yetiştirilen hayvan varlığıdır. Yiyecek olarak kullanılan yabani otlar, bitkiler, mantarlar, dağ çileği yanında her türlü sebze ile birçok meyve Kastamonu topraklarında yetişmektedir.

Türkiye'nin en güzel ve kaliteli sarımsakları bu İl'de yetişmekte ve ihraç edilmektedir.

Üryani eriğini sadece bu İlde yemek mümkündür. Kastamonu bölgesine ait 812 çeşit yiyecek derlemesi yapılmıştır. Bunlardan 38 çeşit çorba ve 51 çeşit ekmek tarifi görülmektedir. Kastamonu mutfağının ünlü yiyeceği sac üzerinde pişirilen etli ekmektir.

Bu etli ekmeği bir bardak yayık ayranı, ekşi-eşi yada pelverde ezmesi eşliğinde yiyen artık Kastamonu'nun adını unutamaz. İl' de hazırlanan, kışlık yiyecek tarhana nın çorbası en besleyici çorbadır. Hazırlanmasında kullanılan un-yoğurt hamuru içindeki çok çeşitli bitki özleri, tadı-lezzetini farklı hale getirmektedir. Ayrıca besin değerini artırmaktadır.

Her mevsim yerli halkın ve ziyarete gelenlerin yemekten vazgeçemediği döner in kömür ateşinde pişenin tadı doyumsuzdur.Kış mevsiminde, yöreye has olarak yapılan pastırmalı ekmek bir başka lezzettedir.

Özel olarak hazırlanan çimensiz pastırma ince dilimler halinde doğranıp, soğan piyazı ile karıştırılıp, içine yeteri kadar baharatta karıştırıldıktan sonra, fırınlarda açılan hamur içine kapalı olarak konup, pişirildikten sonra, üzeri zevke göre az veya çok tereyağ ile yağlandıktan sonra afiyetle yenir.

Baharın gelmesi ile, kuzuların büyümesi bir diğer yöresel yiyecek olan biran-kuyu kebabı nın ortaya çıkması görülür. Kastamonu merkez ve bilhassa Taşköprü İlçesinde pişirilen biran meşhur et yiyeceği'dir.

Tatlılar içinde, asırlardır süregelen çekme helva gerek elde özel olarak hazırlanışı, gerek ince ince tat telleri ile bölgeye hastır. İl dışına her gidenin mutlaka dostlarına aldıkları makbûl hediye'dir.

Kış günlerinin bir diğer yöresel yiyeceği, Kastamonu simitinden yapılan simit tiridi dir. Simit tiridini yiyemeyenler, İl dışına giderken dost ve arkadaşlarına mutlaka bir dizin Kastamonu Simiti alıp, getirirler.


Mesaj Görüntüsü - Erzurum ecem, 1 yıl önce ekledi (19 Ocak 2009 Pazartesi günü saat 13:26:47 de)


ecem
Erzurumlu
Erzurumlu


Şuan sitede değil

Katılım : 3526

Teşekkür : 10170

FARZET Kİ

Farzet ki,
Bir çölün ortasında kalmışım;
Kum fırtınalarında jilet yemiş yüzüm,
Dibe çekilmiş yorgun bedenim,
Güneşin indirdiği alev toplarında erimiş beynim,
Susuzluktan kurumuş, lal olmuş dilim...

Farzet ki,
Bir ummana dalmışım;
Alabora olmuş bütün iyi bildiklerim,
Yelkenleri fora suratsız kötülüklerin...
Sulara dalmışım çaresiz çırpınışlarla;
Yunus’ un Yunus’ unu arayan gözlerim,
Köpek balığının dişlerine takılmış...

Farzet ki,
Bir ben kalmışım dünyada;
Bir ben varmışım yanımda;
Hayal olmuş toprak kokulu sıla
Bütün iyilikler gibi
Kötülükler de uzakta...
İyiliklere susuzlukta,
Kötülüklerden kaçmakta,
Robinson’ un Cuma’ sından bile mahrum kalmışım...

Farzet ki,
Kabul etmez beni bu şehirler;
Yalnızlıkların voltaladığı
Gece ayazının sarmaladığı sokaklar,
Ezilen Arnavut kaldırımları...
Vapurlar, trenler, otobüsler;
Vebalı bulmuşlar beni...
Delicesine sevdim diye seni......

Farzet ki,
Delice bir sevdaya tutulmuşum;
Koşup yakalayamadığım,
Kaçıp kurtulamadığım...
Leyla’ dan, Aslı’ dan, Şirin’ den mahrummuşum,
Mecnun, Ferhat, Kerem misali,
Aşkınla yanmış, yanıp kavrulmuşum...

Farzet ki,
Bir garip yolcuyum çilekeş yollarda...
Yorulup düştüğüm bu handa;
Senin bağrını seçmişim...
Şadırvanından yudum yudum
Gürleyikten kana kana
Senin sevdanı içmişim
Sana sığınmış,
Seni sevmişim...

Farzet ki,
Unutmuşsun bütün vefasızlığımı,
Bütün nankörlüğümü,
Bütün ihanetimi...
Gençliğimin ateşli Çengeller Kavşağı kavgasında
Anamın Sepetçioğlu türküsünde
Abdurrahman Paşa’ nın tahta sıralarında
Çocukluğumun hayal dünyasında
Aldığın bağrına almışsın beni....
Anlamışsın
Seni ne çok sevdiğimi...

Farzet ki,
Bütün yolların son durağındayım,
Mevsimlerin hazanında
Bitmiş artık yolun sonu...
Bağrına bas ne olur,
Al beni KASTAMONU.....

ERDAL ARSLAN/ KASTAMONU - 2002


Nasrullah Şadırvanı

Ruhumu bir ilâhî kapladı bilmem neden? ! ..
Anladım ki; çağlayan, Nasrullah Şadırvanı.
Güllerin bülbüllere 'nerdesin? ' demesi bu,
Her yanından beş vakit, mırıldanır ezanı.

Gözlerinden suyunu, inciler döker gibi
Avuç avuç kalplere doldurmada Nasrullah.
Duâ edercesine rükûda iki büklüm
İçenlerin muradı, Lâ İlâhe İlâllah...

Engin denizler nasıl, alırsa benden beni
Hep başımı döndürür, baktıkça bu şadırvan.
İçimde derin bir his, dalgalanır durur da
Atar beni meçhule, aktıkça su şadırvan...

Bir musıkî âlemi karşısında kendimi
Bularak kaybetmişim, orada bir akşam üstü.
Bembeyaz örtüleri, içinde gül benizli
Nice kişi geçerken, içime ateş düştü.

Saf saf olup dediler: Kerim'dir, Kerim Allah!
Gördüm ki, bu girenler Nasrullah'tan içeri...
Ellerinde başları, başlarında önderi
Çıkarken olmuşlardı, yeminli birer çeri...

Uyandım ki, onlardı sulara karışanlar,
Onlardı kurtuluşun emsâlsiz neferleri.
Yükselen başlarıyla gönül duvarlarının
Ruhları iman yüklü, kutsaldı seferleri...

Adım adım cihana, yayılan bir efsane,
İstiklâlde Akif'in şerbeti bu şadırvan.
Kağnıların dağları çınlatan yalnızlığı,
Türk'ün tarih sayfası, heybeti bu şadırvan...

Not: İstiklâl Marşı şairimiz M.Âkif Ersoy, Kastamonu'da Millî Mücadelemiz yıllarında Nasrullah Camii kürsüsünde, Milli Mücadelemize destek amacıyla halka seslenmişti. O'nun ruhu şâd olsun.

KASTAMONU DESTANI

Öyle bir cevher ki dünyaya bedel

Biçilmez pahası Kastamonu’nun.

Yapılsa tükenmez o kadar güzel,

Haşredek senası Kastamonu’nun.


Türk yurdunun gerçi her yeri şirin;

Ayrı cazibesi vardır her yerin,

Velakin tesiri füsunu derin

Aşıklar sinası Kastamonu’nun.


Güneş hayran bakar geçerken burdan;

Mehtap bir dilberdir saçları nurdan

Yıldızlar baygındır vecd-ü sürurdan

Başkadır seması Kastamonu’nun.


Her yabancı meftun,her gönül beste

Şiirler söylenmiş hem deste deste

Canverir cansıza tek bir nefeste

İksirdir havası Kastamonu’nun.


Gelen gönül verir, yaşdöker giden,

Bu yerdir dilsizi şen bülbül eden

Kudretin elidir ruhları yeden

Seheri,sabası Kastamonu’nun.


Maveraların bu yerdir kapısı

Özlü bir şiirdir toprak yapısı

Rüzgarlarında var cennet kokusu

Zariftir edası Kastamonu’nun.


Her köşesinde var billur bir kaynak

Sayısızdır çeşme,dere ve ırmak

Vasf olunmaz asla sürmeli mutlak

Subaşı sefası Kastamonu’nun.


Misli Dağı, Uzunyazı, Fatıra,

Paşasuyu nasıl gelmez hatıra ?

Beypınarından geç Halkacılara

Şendir Göl ovası Kastamonu’nun.


Sulucaöz, Hacı İbrahim Dağı

Açıkmaslak, Hacı Kadının Bağı

Çuhadaroğlu’nda gör solu sağı

Ilgaz müntehası Kastamonu’nun.


Bir yanda muhteşem ve sonsuz orman

Bir yanda tarla, bağ, bahçe ve bostan

Burası ağaçtan yeşil bir umman

Hoştur temaşası Kastamonu’nun.


Sürüler yayılır yamaçlarında

Top top çiçek açar yamaçlarında

Türlü kuşlar öter ağaçlarında

Gönüller şifası Kastamonu’nun.


Bakir bir gönüldür tabiat burda

Her taraf bir tablo seyreyle dur da.

Bir şaheser ki yok misli bir yerde

Gülşeni, yaylası Kastamonu’nun.


Nereye baksan bir örnek cennetten

Bir kaynak ki akar ta meşiyetten

Bir başka cazibe taşır kudretten

Baharı, Şitası Kastamonu’nun.


Kentleri mamurdur, köyleri gülşen

Vadileri feyyaz yamaçları şen

Ayrıylamaz bir ke buraya düşen

Derindir hülyası Kastamonu’nun.


Muhtaç değildir bu yer tasvire söze

Canlı bir tarihtir tabii müze

Nazar et her yana göz süze süze

Cazibtir siması Kastamonu’nun.


Suluk, Olukbaşı, Yukarıpazar

Göklere yükselmiş bir anıt, Hisar

Toklu, İncitepe, bahçeler, bağlar

Gökırmak mecrası Kastamonu’nun.


Muhkem sıralanmış kaledir dağlar

Dağlar semaları vadiye bağlar

Bin yüz yirmi dokuz muhtarlığı var

On iki kazası Kastamonu’nun.


Uzanır bir şerit gibi şosalar

Gönülden silinir burda tasalar

Dağılır kederler, gamlar kussalar

Geniştir sahrası Kastamonu’nun.


Her semti her yanı ziyaret yeri

Sanatlar diyarı ticaret yeri

Baştanbaşa türlü ziyaret yeri

Dağ, bel her parçası KFstamonu’nun.


Burada yetişir türlü nebatat

Balı yağı boldur yiyene minnet

Kendir, keten, tahıl, pirinç, sebzevat.

Mebzuldur meyvası Kastamonu’nun.


Ayvası armudu derde devadır

Hele üryanisi mahz-ı şifadır

İnciri üzümü cana safadır

Meşhurdur elması Kastamonu’nun.


Küçük sanatlarda yoktur menendi

Kendi yağı ile kavrulur kendi

Köy ve şehir halkın hepsi efendi

Ednası,alası Kastamonu’nun.


Halk bilir cana can katmasını da

Kazanmasını da tutmasını da

Yeri gelince sarf etmesini de

Çoktur ağniyası Kastamonu’nun.


Evleri bahçeler içinde zarif

Sokakları şirin manzara latif

Her bakımdan güzel her yönden nazif

Kurulmuş binası Kastamonu’nun.


Sözün en doğrusu budur .................

Yedi kapı otuz altı mahalle

Han,hamam,imaret,dükkan bilcümle

Çok eski inşası Kastamonu’nun.


Caddeler andırır bir hiyabanı

Stadyumu, Cumhuriyet Meydanı.

Belediye parkı, Kışla Alanı

Zevk dolu fazası Kastamonu’nun.


Bir su içen yahut geçen yanından

Nasrullah’ın çifte şadırvanından

Bir daha gelmemek olmaz şanından

Yamandır burası Kastamonu’nun.


Kıyafet medeni, vücutlar gürbüz

Asalet timsali buruda her yüz

Karıksız katıksız Türktür düpedüz

Maddesi manası Kastamonu’nun.


Dili gibi saftır dini imanı

Bir su kadar berrak fikri vicdanı

Yiğitlerin burasıdır harmanı

Yoktur hiç pervası Kastamonu’nun


Gurbet olmaz burada halk cana yakın

Sen yalnız edebi erkanı takın

Düşmanca sözlere aldanma sakın

Var çok mezayası Kastamonu’nun


Ceylanlar dolaşır ormanlarında

Pehlivanlar gezer meydanlarında

Kötüler savrulur harmanlarında

Serttir fırtınası Kastamonu’nun.


Kastamonu bilir hakkı hürmeti

İçtendir dostluğu rahmi, şefkati

Birdir çiğnendi mi nefis izzeti

Neferi paşası Kastamonu’nun


Müslümanlık burda güneş gibidir

Ahlak dokunulmaz ateş gibidir

Halkı meleklerle yoldaş gibidir

Olmaz bivefası Kastamonu’nun.


Aynı hakikattır ne kadar övsek

Gelenekleri hoş görgüsü yüksek

Konukseverlikte yok misli gerçek

Üstündür sefası Kastamonu’nun


Hele yemekleri: Katmer,etliekmek

Pastırmalı pide, burmalı çörek

Göveç,kebap,mantı,bandırma,börek

Eşsiz baklavası Kastamonu’nun.

........

Halkı asil ve merttir nankörlük etmez

Burada yetişen bir daha yütmez

Dört bir yanı yatır saymakla bitmez

Ulu evliyası Kastamonu’nun.


Tarihte almış en şerefli yeri

İrfanın menbaı, ilmin mekarri

Seyyar kütüphane gibi her biri

Boldur uleması Kastamonu’nun.


Resim ve mimarı tezhip ve yazı

Bülbül eder söyletiriz her sazı

Burda çıkar her hünerin üstazı

Çoktur fuzalası Kastamonu’nun.


Herkes bilir ki bu vilayet halkı

Daima kaldırır çiğnetmez hakkı

Derindir vatan ve hürriyet aşkı

Vatandır leylası Kastamonu’nun.


Yiğit olan gezmez semt-i hilafta

Er süngüsü durmaz kında kılıfta(gılafta)

İstiklal harbinde evvelki safta

Müthiştir kavgası Kastamonu’nun.


Hakikat kılıncı arşa asılır

Bir kahraman ne hüner, ne kısılır

Bir darbede ejder olsa yasılır

Keskindir palası Kastamonu’nun.


Cinnettir saldırmak türkün yurduna

Dokunma turanın eski kurduna

Akıncılar geçti hasmın ardına

Çoktur şühedası Kastamonu’nun.


Büyüktür payı o korkunç savaşta

Gelir yiğitlikte daima başta

Maziye bak gör de fikren dolaş da

Tarihtir aynası Kastamonu’nun.


Ayrılmaz bütündür Türk memleketi

Kaynaşmış bir kütledir Türk milleti

Unutulmaz inkılaba hizmeti

Koç yiğit dünyası Kastamonu’nun.


Canım feda olsun hakkı görene

Er odur ki davasında direne

Hakkıdır kavuşmak bir gün trene

Servetler deryası Kastamonu’nun


Toprağın hazine sağ ile solu

Altını sorarsan servetle dolu

Bir gün gelir elbet bulunur yolu

Altın’ı , Elma’sı Kastamonu’nun.


Merd olan her zaman gerçeği kollar

Açılacak daha nice daha okullar

Türlü fabrikalar hangarlar yollar

Bey olacak gedası Kastamonu’nun.


Gezdim Şam’ı şarkı ben adım adım

Nerde olsam öz yurdumu aradım

Bitmesin haşre dek budur muradım

Her dem itilası Kastamonu’nun.


Hey benim vatanım cevher vatanım

Bir taşı cihana değer vatanım

Ben sana bağlıyım dilber vatanım

Oldum müptelası Kastamonu’nun.


Payem sensin nam-ü nişanem sende

Ten sende can sende cananım sende

Gönlüm sende aklım izanım sende

Bitmez macerası Kastamonu’nun.


O kadar güzelsin ki nazarımda

Seni sayıklarım ihtizarımda

Nem varsa yoğum da benim varım da

Gönül aşinası Kastamonu’nun.


Güzel vatan sende daima gözüm

Sen gülersen benim de güler yüzüm

Her seni ister hep seni özüm

Pek derin sevdası Kastamonu’nun.


Senden uzaklarda duramıyorum

Gönül yarasını saramıyorum

Cenneti verseler aramıyorum

Olamam cüdası Kastamonu’nun.


Bir gün ben de elbet çıksam aradan

Ayrılsam gerektir aktan karadan

Beni cüda etme ulu yaradan

Olurum fedası Kastamonu’nun.


Ezelden borçluyum nam-ü şanımı

Bu topraklara ben hatta kanımı

Tanrım burada al benim canımı

Etme binevası Kastamonu’nun.


Gurbette ölürsem Huda eğer de

Nakledip yatmazsam doğduğum yerde

Kurtulamaz asla yevmi mahşerde

Elimden yakası Kastamonu’nun.


Netice-i kelam niyazım budur

Hak cümleyi etsin lütfiyle mesrur

Dilerim ki olsun mesut ve mamur

Dünyası ukbası Kastamonu’nun.


Kastamonu işte vatan değil

Can içre canandır sade can değil

Elde gönül sazı bu Ozan değil

Var nice şeydası Kastamonu’nun.


İhsan OZANOĞLU



PARMAKLIĞIN ÖTESİNDEN - II -

Şu sefer bayrağını çekmiş vapur
Bizim Karadeniz'e gider.
Beni alıp götürmese de,
Alır, düşüncemi çocukluğuma götürür,
Çocukluğumun memleketine.
Kıyıcığında doğmuşum Kastamonu'nun
Fener fener bilirim Karadeniz'i.
Kahrını çekmişim yıldızının, poyrazının,
Ecel terleri dökmüşüm karayelinde.
Kim bilir ne haldedir,
Benim frengisiyle meşhur memleketim,
Şimdi ne halde ?
Ekmekleri mısır bazlaması mı,
Bulgurlu mancar mı hala bayram yemekleri ?
Çok sıkıntı çektik Seferberlik'te,
Çok mısır koçanı yedik, vesikalı;
Bu sefer de vesikasız yemişler,
Gazsız, sabunsuz kalmışlar.
Kim gider, kim sorar hallerini ?
Bilirim ne vapurun büyükleri uğrar,
Ne insanların büyükleri;
Memurlar gelir ufak tefek,
Büyüyünce giderler.
Balıklardan bile hamsiler vurur,
Vursa vursa karaya.


Rıfat ILGAZ

Mesaj Görüntüsü - Erzurum ecem, 1 yıl önce ekledi (19 Ocak 2009 Pazartesi günü saat 15:17:02 de)


ecem
Erzurumlu
Erzurumlu


Şuan sitede değil

Katılım : 3526

Teşekkür : 10170

İsmail Bey Türbesi (Merkez)

Kastamonu il merkezinde, İsmail Bey Mahallesi’nde, Şeyhinşah kayası diye tanınan tepe üzerindeki Candaroğulları’nın sonuncusu İsmail Bey’in (1443-1460) Türbesi, yaptırmış olduğu külliyenin bir bölümünü oluşturmaktadır. Türbe 1460 yılından önce yapılmıştır. Kitabesi bulunmamaktadır.

Caminin kuzeybatısında bulunan türbeyi, Candaroğlu İsmail Bey kendisi ve yakınları için yaptırmıştır. Ancak, Fatih Sultan Mehmet tarafından Filibe’ye gönderildiğinden buraya gömülememiştir. Bu nedenle de kapısı üzerindeki kitabe yeri boş bırakılmıştır.

Türbe kesme taştan 9.80x9.80 m. ölçüsünde kare planlıdır. Üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Silmeler ile dikdörtgen çerçeve içerisine alınan giriş kapısının köşeleri duvara yapışık küçük sütunlarla yumuşatılmıştır. Giriş kapısı basık kemerlidir. Türbe duvarlarında birer dört köşe pencere ile kubbe kasnağında da dört küçük mazgal penceresi bulunmaktadır. Türbe içerisinde on bir mezar bulunmaktadır. Bunlardan beşi, Seyyid Alaaddin, Mevlana Safiyuddin, Emir İshak Bey, Aşre Hatun ve Azade Hatun’a aittir. Diğer mezarların kitabeleri bulunmamaktadır.


Atabey Muzaffereddin Gazi Türbesi (Merkez)

Kastamonu Atabey Mahallesi’nde, Çobanoğulları döneminde 1273’te yapılan Atabey Camisi’nin yanında bulunan türbenin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

Türbe moloz taştan ve tuğladan yapılmış olup, dıştan silindirik, içten de sekizgen planlıdır. Üzerini örten ahşap kubbesi kurşunla kaplıdır. Türbe içerisinde Kastamonu Fatihi Muzafferiddin Atabey’den başka kızı ile Kırkkızlardan bir şehidin mezarı bulunmaktadır.


Karanlık Evliya Türbesi (Merkez)

Kastamonu İbn-i Neccar Mahallesi’nde bulunan bu türbenin Çobanoğulları dönemi hükümdarlarından Hüsameddin Çoban’a ait olduğu sanılmaktadır. Kitabesi bulunmamaktadır.

Kastamonu’nun en eski türbelerinden olan bu türbe, kesme taştan sekizgen planlı ve iki katlı yapılmıştır. Türbe içten çift cidarlı kubbe ile, dıştan da sekizgen piramidal bir külah ile örtülmüştür.


Hepkebirler Türbesi (Merkez)

Kastamonu’da bulunan Hepkebirler Türbesi’nin ne zaman yapıldığı ve kime ait olduğu kesinlik kazanamamıştır. Türbe içerisinde gömülü olan şahsın, Eyüp El Ensari (Eyüp Sultan) ile İstanbul’un fethine katılmak için yola çıkan Kays-ül Hemadani Asgar olduğu söylenmektedir.

Türbenin mimari yönden herhangi bir özelliği bulunmamaktadır. Dikdörtgen planlı kesme taştan yapılmış olan türbenin üzeri çatı ile örtülüdür.


Aşıklı Sultan Türbesi (Merkez)

Kastamonu Kalesi’nin yakınında bulunan bu türbenin, Kastamonu’nun fethi sırasında şehit düşerek aynı yere gömülen bir kumandana ait olduğu sanılmaktadır.

Bu türbe bazı araştırmacılar tarafından Eyvan Türbe olarak nitelendirilmiştir. Büyük olasılıkla da bu türbe bir medreseden günümüze gelebilen bir bölümdür.

Türbe iki katlı olup, mimari üslubundan XII.-XIII.yüzyıl Selçuklu yapısı olduğu sanılmaktadır. Kesme taştan yapılmış olan türbenin mumyalık kısmında beş kişi gömülüdür.






Müfessir Alaüddin Türbesi (Merkez)

Kastamonu Kale Kapısı Semtinde, bir tepe üzerinde bulunan bu türbenin, Candaroğlu Hükümdarı Şemsettin Yaman Candar tarafından 1289 yılında yaptırıldığı vakıf kayıtlarından öğrenilmektedir.

Müfessir Alaüddin, Belh veya Buhara’dan gelmiş bir tefsir alimi olarak tanınmaktadır. Müfessir Alaüddin’in Farsça bir tefsir kitabında doğru olmayan hadisleri incelemiş ve onları reddetmiştir.

Türbe moloz taştan yapılmış, üzeri de ahşap bir kiremitli çatı ile örtülmüştür.




Adil Bey Türbesi (Merkez)

Kastamonu Terzi Köyü’nde bulunan Adil Bey Türbesi’nin yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber Candaroğlu Adil Bey’in 1345-1361 yıllarında hükümdarlık yaptığı göz önüne alınırsa, türbenin de 1361’deki ölümünden sonra yapıldığı sanılmaktadır.

Türbe kesme taştan iki katlı bir yapıdır. Duvar örgüleri arasında yer yer tuğla dizileri bulunmaktadır. Alt katı kare planlı, üst katı dıştan yedi köşeli, içten de silindirik gövdelidir. Türbenin üzeri içten kubbe, dıştan da sivri bir külah ile örtülmüştür.




Hatun Sultan Türbesi (Merkez)

Kastamonu Kırkçeşme Mahallesi’nde bulunan bu türbe, Sultan Çelebi Mehmet’in kızı Hatun Sultan için 1436 yılında yapılmıştır. Hatun Sultan aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet’in halası, Candaroğlu İbrahim bey’in de eşidir.

Türbe, kesme ve moloz taştan kare planlı olarak yapılmış, üzeri de basık bir kubbe ile örtülmüştür.



Şeyh Mehmet Efendi Türbesi (Merkez)

Kastamonu il merkezine 18 km. uzaklıktaki Hacı Veli Köyü’nde, Şeyh Mahallesi’ndeki bu türbe, Şeyh Şaban-ı Veli’nin halifesine aittir. Türbe 1662 yılında yapılmıştır.

Kesme taş ve tuğladan yapılan türbede Şeyh Mehmet Efendi ile eşi ve oğlu gömülüdür. Türbenin yanında cami ve bir de imaret olduğu sanılmaktadır.



Şeyh Mustafa Türbesi (Merkez)

Kastamonu Kırkçeşme Mahallesi’nde, Selçuk Sokak ile Kırkçeşme Caddesi’nin kesiştiği köşede bulunan türbe, 10.91x9.25 m. ölçüsünde moloz taştan yapılmış ahşap çatılıdır. Zamanla harap olmuş ve yıkılmıştır.

Türbe içerisinde Şeyh Mustafa’nın yanı sıra 14 sanduka daha bulunmaktadır.






Benli Sultan Türbesi (Merkez)

Kastamonu il merkezine 18 km. uzaklıktaki Ahlatköyü’nde (Lat Köyü) Benli Sultan Mahallesi’nde bulunan bu türbe, Yavuz Sultan Selim döneminde yaşamış Mutasavvıf Benli Sultan için yaptırılmıştır.

Türbe moloz taştan yapılmış olup, duvar örgüsünde yer yer tuğlaya rastlanmaktadır. Türbe kare planlı olup, üzeri kubbe ile örtülüdür.


Şeyh Şaban-ı Veli Türbesi (Merkez)

Kastamonu Mustafa Fakih Mahallesi’nde bulunan bu türbe Şeyh Şaban-ı Veli Camisi yanındadır. Şeyh Şaban-ı Veli Sultan III.Murat’ın hocası Şücaüddin Efendi’dir. Şeyh Şaban-ı Veli Kastamonu’da Halveti Dergahını kurmuştur.

Türbenin yapımına 1576’da başlanmış, 1612’de Derviş Ömer tarafından tamamlanmıştır. Türbe, moloz taştan kare planlı bir yapı olup üzeri sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Türbe içerisinde 16 sanduka varsa da Şeyh Şaban-ı Veli dışındakilerin kim oldukları bilinmemektedir.





Abdal Hasan Türbesi (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü' ilçesinin güneyinde Abdal hasan Köyü’nde bulunan bu türbede gömülü olan Abdal Hasan’ın kim olduğu bilinmemektedir. Eski tapu kayıtlarında bu köyün ismi Totaş olarak geçmekte, buradaki dergahın şeyhlerinden birinin Muhammed Veledi Veli Dede, diğerinin de Muzaffer bin Seydi olduğu yazılıdır. Ayrıca bu tapu kayıtlarında Sultan Beyazıt döneminde burada bir zaviye yapıldığı da belirtilmiştir. Ancak bu padişahın Yıldırım Beyazıt mı yoksa Sultan II.Beyazıt mı olduğuna açıklık getirilmemiştir.

Türbe moloz taştan yapılmış duvar örgüsüne yer yer tuğla hatıllar yerleştirilmiştir. Türbe 5.00x5.00 m. ölçüsünde kare planlı olup, üzeri çatı ile örtülüdür. Basit bir girişi olan türbe kapısının solunda bir onarım kitabesi bulunmaktadır:

“Feth-i bab et gir içeru
Kıl namazı et tazarru
Rabbine eyle niyazı”



Şeyh Musa Türbesi (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü ilçesinin kuzeyinde, Kornapa Köyü’nde bulunan Şeyh Musa Türbesi’nin ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Giriş kapısının sağındaki kitabede Kuran’dan alınma bir ayet yazılıdır. Bu ayetten sonra “Şekur Oğlu Zâde Emin Ağa 1250 (1834)” yazılıdır. Ancak bu ismin ne amaçla ve türbeyle bağlantısının ne olduğu anlaşılamamıştır. Ayrıca türbe içerisindeki mihrapta bir başka kitabe daha bulunmaktadır. Bu kitabede,

”Nasrun minallahi ve fethun karib ve başşir
El-mü'minine ya Muhammed, Vakafe Haz
El-ayn Detlu Hatun ahade aşare semanimiye” yazılıdır.

Ancak bu kitabe buraya ait olmayıp, 1408 yılında yapılmış bir çeşme kitabesidir. Bu kitabe sonradan çeşmeden alınarak buraya konulmuştur.

Türbe moloz taştan yapılmış olup, üzeri harçla sıvanmıştır. Mimari yönden herhangi bir özellik taşımamaktadır.


Yavaşça Sultan Türbesi (Taşköprü)

Kastamonu Taşköprü ilçesi, Akdoğan Tekkesi Köyü’nde bulunan bu türbenin, Horasan erenlerinden İsa Bey Zâde’ye (Yavaşça Sultan) ait olduğu kitabesinden öğrenilmektedir. Yavaşça Sultan 1484 yılında ölmüştür. Türbenin de aynı tarihte yapıldığı sanılmaktadır.

Türbe moloz taştan yapılmış, üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür. Mimari yönden son derece basit bir yapıdır. Türbe içerisinde Yavaşça Sultan’ın mezarından başka bir sanduka daha bulunmakta olup, bunun kime ait olduğu bilinmemektedir.


Yumacık Köyü Türbesi (Azdavay)

Kastamonu Azdavay ilçesi, Yumacık Köyü’nde bulunan türbenin Sultan Abdülmecit’in eşine ait olduğu ileri sürülmektedir. Türbe 1905-1907 yılları arasında Muhammet Sami Ahireddin Efendi tarafından onarılmıştır.

Türbe moloz taştan yapılmış olup, orijinalliğinden oldukça uzaklaşmıştır.


Haracoğlu Türbesi (İhsangazi)



Kastamonu İhsangazi ilçesinde, İsalar Mahallesi’ndeki Haracoğlu Türbesi’nin Horasanlı Şeyh Saadeddin-i Haraci’ye ait olduğu sanılmaktadır. Türbenin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ayrıca Şeyh Sadettin Haraci’nin burada yaptırdığı dergah ve diğer yapılardan günümüze hiçbir iz gelememiştir.

Türbe taş duvarlı bir bahçe içerisinde, tuğladan çokgen planlı yapılmış, üzeri çatı ile örtülmüştür. Mimari yönden bir özelliği bulunmayan bu türbe yakın tarihlerde yeniden yapılmıştır.


Kurt Şeyh Türbesi (Devrekani)

Kastamonu Devrekâni ilçesi Kurt Şeyh Mahallesi, Tekke Sokak’ta bulunan bu türbe Nakşibendi tarikatının kurucularından Kurt Şeyh ismi ile tanınan İbni Esşeyh Kurt Dede’ye aittir.

Kastamonu Valiliği’ndeki bu şeyh ile ilgili bir belgede 1028 (1618) tarihi bulunmaktadır. Buna dayanılarak türbenin XVII.yüzyılın sonlarına doğru yapıldığı sanılmaktadır.

Moloz taştan yapılan türbe değişik dönemlerde onarım görmüş ve mimari yönden özelliğini yitirmiştir.






ecem düzenledi. 19.01.2009 15:38:28

Mesaj Görüntüsü - Erzurum ecem, 1 yıl önce ekledi (19 Ocak 2009 Pazartesi günü saat 15:19:24 de)


ecem
Erzurumlu
Erzurumlu


Şuan sitede değil

Katılım : 3526

Teşekkür : 10170


2009 Erzurum Yerel Seçim Sonuçları
Haberler
Site Etkinlikler
Erzurum'da Gezilecekler Yerler
Erzurum Sinema Salonları
Erzurumspor Puan Tablosu
Erzurum Yurtları
Erzurum Dershaneleri
Erzurum Kursları
Çifte Minareli Medrese
Erzurumspor
Erzurumlu Ünlüler
Erzurumlu Şairler
Erzurum Videoları
Sitelerimiz
MaviTurk.Net
Kivi Medya